Endülüs

Andalucia

Andalucia
Endülüs,kendine has coğrafi,siyasi,toplumsal ve kültürel özellikleriyle İslam ve Avrupa tarihi,ayrıca dünya medeniyet tarihi içerisinde apayrı bir yere sahiptir. Yeryüzündeki üç büyük semavi dine mensup toplulukların,İslamiyet çatısı altında oluşturdukları ortak kültürün bir ürünüdür.
Endülüs’e Doğu İslam dünyasından ve Avrupa ülkelerinden gelen yeni âdetler,mevcutlarıyla kaynaşarak Endülüs toplumunu diğerlerinden farklı kılan ‘Endülüs Hayat Kültürü’nü meydana getirmiştir. Dolayısıyla din,hoşgörü,bilim,kültür ve medeniyet üzerine kurulmuş sekiz asırlık bir tarih olan Endülüs,barış ve birbirine karşı saygı çerçevesinde bir arada yaşama ( conviviencia) sanatının güzel bir modelini sunmuştur.

İspanya’nın güneyinde yer alan Endülüs bölgesi,ülkenin en geniş topraklarına sahip özerk bölgesidir. Sevilla (İşbîliye),Cadiz (Kādis) , Cordoba (Kurtuba),Malaga (Mâleka), Granada (Gırnata), Huelva (Velbe), Jaen (Ceyyân) ve Almeria (Meriye) şehirlerinden oluşan Endülüs, coğrafi açıdan tam bir tabiat harikasıdır. Endülüs aslında, 711-1492 yılları arasında İber Yarımadası’nda Müslümanlığın etkisi altında bulunan bölgelere verilen isimdi.Bugün genellikle, Hispania karşılığı olarak ilk defa fetihten sonra 98 (716) yılında basılmış bir sikke üzerinde görülen ismin, V. yüzyılda Kuzey Afrika’ya geçmeden önce on sekiz yıl kadar İspanya’nın güneyinde kalan Vandallar’ın (Vandalus) adından türetilmiş olabileceği (Vandalicia [Vandal ülkesi]) kabul edilmektedir.Müslümanlar başlangıçta Endülüs ismini, bir süre ellerinde tuttukları Fransa’nın güneyindeki Septimania bölgesi dahil İspanya’da yönetimleri altına aldıkları toprakların tamamı için kullandılar. Ancak 718’de başlatılan ve yaklaşık sekiz asır devam eden hıristiyanların “reconquista” (Endülüs’ü müslümanlardan geri alma) hareketinin gelişme seyri içerisinde, özellikle XI. yüzyıldan itibaren İslâm hâkimiyeti alanının gittikçe küçülmesine paralel olarak bu ismin başlangıçtaki geniş kapsamlı anlamı daralmaya başladı ve sonunda Endülüs adı sadece küçük Benî Ahmer (Nasrî) Emirliği’nin idaresindeki topraklara münhasır kaldı.


cordoba2Sevilla7

 

 

 

 

 

 

Endülüs Emevileri Dönemi (756-1031)
Bu dönem Endülüs’ün en parlak dönemi olarak  bilinir. Kurtuba şehri, Bağdat ve Kahire’den sonra dünyanın üçüncü önemli bilim merkezi haline geldi. Bu dönemde günümüz Avrupa bilim ve sanatının bazı temelleri Endülüs’te atıldı. Yine o dönemde Avrupa’nın genelinde sadece Papazlar ve liderler okuma yazma bilirken Endülüs’te ise halkın neredeyse tamamı okuma yazma biliyordu. Şehircilik ve şehir kültürü döneminin çok önüne geçmiştir. Kültürel farklılıkların zenginlik olarak algılandığı bir çağdır. Endülüs’lerin egemenliği altındaki topraklarda Sefarad Yahudileri bugün İspanya’daki Yahudi kültürünün altın çağı (Golden age of Jews ) olarak adlandırılan altın çağlarını yaşamışlardır.Endülüs Emevîleri’nin en parlak dönemi III. Abdurrahman (912-961) ve II. Hakem (961-976) zamanlarıdır. III. Abdurrahman, halife unvanını da kullanınca İslam tarihinde aynı anda Abbâsîler, Endülüs Emevîleri ve Fâtımîlerde olmak üzere ilk kez üç halife çıktı.

Mülûkü’t-Tavâif (Beylikler) Dönemi (1031-1090)
Endülüs Emevi Devleti’nin son halifesi olan III.Hişam 1031 yılında öldüğünde Endülüs toprakları çok sayıda bağımsız devletçiklere bölündü. Bu devletçikler hem kendi aralarında çarpışmaya başladılar, hem de İspanya’nın Hristiyan devletçiklerinin de saldırılarıyla karşı karşıya kaldılar. Bazı tavfa devletleri para karşılığı Hristiyan şövalyeleri de ordularında kullandılar. Örneğin El Cid (Arapça’daki El-Seyid adından gelir) adıyla tanınan Rodrigo Díaz de Vivar bunların en ünlüleri arasında yer alır. Bu karmaşık durum Reconquista’yı hızlandırdı ve İspanya’da İslam’ın yaygınlığını zayıflattı.

Murabıtlar Dönemi (1090-1147)
Aslen Kuzey Afrika kökenli bir hanedan olan Murabıtlar, Endülüs Emevilerinin parçalanmasını izleyen karışıklık döneminde, düzenli bir askeri güce sahip olmalarının da verdiği avantajla kısa sürede İber Yarımadasının Müslüman bölgelerinin neredeyse tamamını ele geçirdiler. 1090 ve 1147 yılları arasında bugünkü İspanya’nın büyük bölümü ve Kuzey Afrika’daki bazı toprakları denetimleri altında tutarak güçlü bir devlet düzeni teşkil ettiler. İlk başlarda güçlerini korusalar da sonraları Hristiyan İber halklarının saldırıları ve Kuzey Afrikalı diğer toplulukların çıkarttığı ayaklanmalar yüzünden güçleri gün geçtikçe tükenen Murabıtlar, kendileri gibi Kuzey Afrika kökenli bir halk olan Muvahhidlerin saldırıları sonucu onların egemenliği altına girerek siyasi egemenliklerini kaybettiler.
Muvahhidler Dönemi (1147-1238)
Muvahhidler gene Kuzey Afrika kökenli bir Müslüman hanedan olup Murabıtlar Devletini yıkarak onların yerine geçtiler. 1146 ve 1248 yılları arasında bugünkü İspanya topraklarının bir kısmının yanı sıra Kuzey Afrikadaki bazı toprakları da denetimi altında tuttular. Hıristiyan saldırıları ve bazı iç karışıklıklar sonucu 1248’de yıkıldılar. İber Yarımadası üzerinde hüküm sürmüş son büyük devlettir. Bu devletin yıkılışının ardından egemenliğindeki topraklarda bağımsız emirliklerden başka bir şey kalmamıştır.
Gırnata (Granada) Sultanlığı (1232-1492)
1492’de Beni Ahmer Devletinin yıkılışı ile İspanyadaki 781 senelik İslam egemenliği sona erdi.
Müdeccenler ve Moriskolar (1492 – 1610)
İspanya kralı III. Felipe 22 Eylül 1609 tarihli bir fermanla 1610-1614 yılları arasında Müdeccenleri İspanya’dan sürdü. Bütün cami, kümbet, medrese ve eşsiz yapıları yıktı, müslümanları kadın, çocuk farketmeksizin katlederek İspanya dışına göç etmeye zorladı. 300.000 kadar Müdeccen vatanlarını terkettiler. Böylece Müslümaların  izi büyük oranda silinmiş oldu.

Flamenco2                                   Andalucia