Rabat

Rabat
1955 yılındaki bağımsızlıktan bu yana ülkenin hem politik, hem de idari anlamda başkenti olan Rabat, daha çok politik yönüyle tanınıyor. Ancak kültürel yapısı ve zengin tarihi ile de ziyaretçilerine pek çok seçenek sunuyor. Ülkenin finans merkezi olan Rabat, global firmalarının ofislerine ev sahipliği yapıyor. Önemli bir yönetim ve öğretim merkezi olan şehirde, sanayi de gelişmeye devam ediyor.
Turizm geliri Fas için hayati öneme sahip. Ülkenin ekonomik ve idari yükünü sırtlayan bir liman kenti görünümündeki Rabat’ın tam manasıyla bir turizm kenti olduğunu söylemek güç. İşte tam da bu yüzden Rabat’ta dolaşmak çok keyifli; şehrin sokaklarında sadece siz varmış gibi gezebilirsiniz. Sakin sokakları keyifle adımlarken Fenike, Roma, Merenid gibi önemli kültürlerden miras kalan anıtlarla karşılaşacaksınız. Tarih boyunca çeşitli uygarlıkların portresi haline gelmiş olan Rabat, dünyada en çok turist çeken 10 ülkeden biri olan Fas’ın göz bebeği. Genellikle yaz mevsiminde ziyaret edilen şehir aslında kış mevsiminde de oldukça estetik manzaralar sunuyor. Kış sezonunun bir gerçeği olan kum fırtınası sırasında benzersiz fotoğraflar çekebilir, seyir teraslarında sıcak içeceğiniz eşliğinde bu muhteşem doğa olayının keyfini çıkartabilirsiniz. Diğer yandan Regreg Irmağı’nın döküldüğü yerde kurulan Rabat’ta muhteşem bir doğayla ve eşsiz bir tarihle tanışmaya hazır olun.


Fas’ın kuzeybatısında Atlas Okyanusu kıyısında, her iki yakası Fenikeliler, Kartacalılar ve Romalılar’a ait eski bir yerleşim yeri olan Ebûrakrâk (Bûrakrâk) ırmağının okyanusa ulaştığı yerde vadinin sol yakasında bulunan şehir Muvahhidler tarafından kurulmuştur. Irmağın sağ yakasında Selâ şehri bulunmaktaydı. Murâbıtlar döneminde Selâ’ya yönelik düşman saldırılarını engellemek ve özellikle Râfizî Bergavâta kabileleriyle mücadele edebilmek amacıyla burada bir ribât tesis edilmişti. Muvahhidler’in ilk hükümdarı Abdülmü’min el-Kûmî, 545 (1150) yılında Endülüs’teki fetihler için askerî bir üs olarak kullanılmak üzere ribâtın bulunduğu yerde bir ordugâh kurulmasını emretti. Cami, kışla ve hükümdar sarayı gibi binaların inşası ile bir kasaba haline gelen bu ordugâha Muvahhidler’in dinî ve siyasî lideri İbn Tûmert’e nisbetle Mehdiye adı verildi. Abdülmü’min el-Kûmî, orada toplanan askerleri sayesinde Bergavâta kabilelerine karşı büyük başarılar kazandığından burası Mehdiye’nin yanı sıra Ribâtülfeth diye isimlendirildi ve zaman içerisinde bu kullanım daha fazla yaygınlık kazandı. Şehre bu adın, Endülüs fetihlerindeki rolü ve özellikle Ebû Yûsuf el-Mansûr’un Kastilya Kralı VIII. Alfonso’ya karşı Erek (Alarcos) zaferi (591/1195) dolayısıyla verildiği de kaydedilmektedir. 558 (1163) yılında Endülüs’e gitmek için başşehir Merakeş’ten Ribâtülfeth’e gelen Abdülmü’min el-Kûmî burada büyük bir ordu hazırladı. Ancak Endülüs’e hareket etmeden önce vefat etti. Oğlu Ebû Ya‘kūb Yûsuf döneminde (1163-1184) şehrin etrafı surlarla çevrilmeye başlandı. Su tesisleri yenilendi ve büyük bir sarnıç inşa edildi. Abdülmü’min tarafından yapılan ve Ribâtülfeth ile Selâ’yı birleştiren eski köprünün yanına ikinci bir köprü yapıldı. Şehrin asıl kuruluşu ve imarı üçüncü Muvahhidî Hükümdarı Ebû Yûsuf el-Mansûr (1184-1199) tarafından gerçekleştirildi.

Bu dönemde şehir surlarla çevrildi. es-Sûrü’l-Endelüsî adıyla bilinen bu surların büyük bir kısmı zamanımıza kadar gelmiş olup uzunluğu 5,5 km. kadardır. Günümüzde mimarisi ve sanatıyla dikkat çeken Bâbürruvah ve Bâbüludâye kapıları bu döneme aittir. Ebû Yûsuf el-Mansûr şehirde büyük bir cami (Câmiu Hassân) inşasına başladıysa da tamamlanması mümkün olmadı. Sâmerrâ Camii’nden sonra o günkü İslâm dünyasının en büyük camisi olarak planlanan 183 × 139 m. boyutundaki bu caminin on altı kapısı, üç avlusu, 200’den fazla sütunu olacaktı. Caminin aynı hükümdar dönemine ait Merakeş’teki Kütübiyye Camii ve İşbîliye Ulucamii minareleriyle benzerlik arzeden kare bir temel üzerinde 44 m. yüksekliğindeki yarım kalmış minaresi (Burcühassân) günümüze ulaşmıştır.Rabat, Ebû Yûsuf el-Mansûr’dan sonra ve özellikle Muvahhidler’in Endülüs’te müttefik Haçlı ordularıyla yaptıkları İkāb savaşında (609/1212) yenilgiye uğramalarının ardından gerilemeye başladı. Merînî Hükümdarı Ebû Yahyâ Ebû Bekir b. Abdülhak 649’da (1251) Rabat ve Selâ’yı ele geçirdi (Selâvî, III, 17). Selâ VII-VIII. (XIII-XIV.) yüzyıllarda Akdeniz’in başlıca ticaret merkezleriyle ekonomik ilişkileri sayesinde önemli bir liman şehri haline gelirken Rabat, Endülüs’ten gelen bazı grupların iskân edildiği askerî bir bölge olarak kaldı. X. (XVI.) yüzyıl başlarında Rabat’ı ziyaret eden Hasan el-Vezzân (Afrikalı Leon) buranın 400 hânesi ve bazı küçük dükkânlarıyla ayakta durmaya çalıştığını ve Portekiz istilâsı tehlikesiyle karşı karşıya bulunduğunu belirtir .

Endülüs’ün hıristiyanlar tarafından geri alınması sürecinde yaşanan göçler sırasında Rabat yeniden önem kazanmaya başladı. Rabat ve Selâ özellikle 1609-1614 yılları arasında Endülüs’ten sürgün edilen müslümanların iskân edildiği şehirler arasında yer aldı. Ancak Fas ve Tıtvân gibi şehirlerde halk göçmenlerle kaynaşarak iç içe yaşamaya başlarken Rabat ve Selâ’da bu gerçekleşmedi. Bunun neticesi olarak Rabat ve Selâ’ya yeni gelenler kendilerine zulmeden hıristiyanlara karşı denizde bir mücadele başlattılar; bir süre sonra da üstünlüğü ele geçirdiler. Rabat’ta yerleştikleri yere Yeni Selâ adını veren göçmenler, şehrin tarihindeki en önemli imar faaliyetlerinden birini gerçekleştirerek yeni surlar inşa ettiler; camilerin yanı sıra ticaret, zenaat ve iskân amaçlı binalar yaptılar. Sa‘dî Hükümdarı Ebü’l-Meâlî Zeydân en-Nâsır dönemindeki (1603-1627) iç karışıklıklar sırasında Rabat ve Selâ halkı birlikte hareket ederek bağımsızlığını ilân etti ve ortak bir meclis oluşturdu. Nehrin iki yakasını bir araya getiren Rabat merkezli bu yeni yönetim Avrupalılar tarafından Ebûrakrâk (veya Rabat ve Selâ) Cumhuriyeti olarak adlandırılmıştır. Bu devirde Rabat ve Selâ’da oluşturulan güçlü bir donanma sayesinde bölgedeki Portekiz ve İspanyol kuvvetlerine karşı önemli başarılar elde edildi.Rabat ve çevresinin giderek gelişmesi Fas’ta hüküm süren Filâlî hükümdarlarının dikkatini çekti. Özellikle III. Muhammed (1757-1790) yeni gemiler inşa ettirip gerekli teçhizatı sağlamak suretiyle Rabat ve Selâ’dan Haçlı donanmalarına karşı yürütülen mücadelelere destek verdi ve halkı yanına çekmeyi başardı. Rabat’a özel bir önem veren III. Muhammed, Fas ve Merakeş’ten sonra burayı üçüncü başşehir edindi, şehirde bir saray yaptırarak burada ikamet etmeye başladı. Yeni camilerin yanı sıra okyanus tarafından gelecek Haçlı donanması tehlikesine karşı surlar ve kuleler yaptırdı. Daha sonraki bazı Filâlî hükümdarları da şehirde çeşitli imar faaliyetlerinde bulundular. Zamanla bilhassa Haçlılar’ın baskısıyla ticaretin önemini kaybetmesi ve “iki yaka” arasında çeşitli anlaşmazlık ve çatışmaların ortaya çıkması Rabat ile Selâ’nın gerilemesine sebep oldu. XX. yüzyılın başlarında bu iki şehrin siyasî ve ticarî bakımdan hiçbir önemi kalmamıştı.

19 Temmuz 1911’de Rabat ve Selâ, Fransız kuvvetleri tarafından işgal edildi. Fas’ta Fransız himayesi döneminin başlamasının (1912) ardından Fransız Mareşal Lyautey, stratejik açıdan önemini dikkate alarak yönetim merkezini Fas şehrinden Rabat’a nakletti. Fransız himayesi döneminde eski yerleşim yerinin dış kısmında (güneydoğu, güney ve güneybatısında) planı ve mimarisiyle dikkat çeken yeni bir Rabat inşa edildi. Şehir demiryolları ile güneyde Kazablanka (Dârülbeyzâ) ve Merakeş’e, kuzeyde Tanca’ya, doğuda Fas ve Cezayir’e bağlandı. 1931 yılı sayımına göre Rabat’ta 27.986 müslüman, 4218 yahudi yaşamaktaydı. 1936’da toplam nüfus 26.256’sı Avrupalı ve 57.123’ü yerli olmak üzere 83.379’a yükselmişti. Fas’ın bağımsızlığını kazandığı 1956 yılından itibaren ülkenin başşehri olmaya devam eden Rabat’ın nüfusu 2004’te 1.622.860 olup 2007’de 1.722.000 olarak tahmin edilmektedir. Günümüzde önemli bir dokumacılık merkezi olan şehir halı, battaniye ve el işi deri eşyaları ile ünlüdür.
Fas’ın önemli tarihî, turistik ve kültür merkezlerinden biri olan Rabat’ta Mevlây Süleyman (Süveyka) Camii, Câmiu’s-Sünne, Ebü’l-Ca‘d Camii, V. Muhammed Camii ve Türbesi, V. Muhammed Üniversitesi, Eski Eserler Müzesi, Tarihî Silâhlar ve Giyim Müzesi, binlerce yazma eserin yer aldığı halk kütüphanesi, Haseniyye Kütüphanesi yanında çok sayıda saray, hamam ve türbe bulunmaktadır. Rabat aynı zamanda Mağrib Birliği’nin ve İslâm Konferansı Teşkilâtı’na bağlı İslâm Eğitim, Bilim ve Kültür Teşkilâtı’nın merkezidir.

Kültür mozaiği Rabat, görülecek yer konusunda ziyaretçilerine oldukça cömert davranıyor. Üstelik gezilecek yerler sadece tarihi eserlerden ya da mimari yapılardan oluşmuyor; bahçeler, sanat galerileri, açık hava müzeleri ve çok daha fazlası sizi bekliyor. İşte Rabat’ta mutlaka görmeniz gereken yerler…


HASSAN KULESİ
Dünyanın en büyük minareli camisini inşa etmek amacıyla 1195 yılında başlanan ama tamamlanamayan bir inşaattan arta kalanlarla birlikte sergilenen bu kule, 44 metre uzunluğunda. Başlangıçta 86 metre olması planlanan minarenin yarım kalma sebebi ise yapım emrini veren komutan Abu Yusuf Yaqub al-Mansur’un 1199 yılında hayata veda etmesi.
BEŞİNCİ MUHAMMED’İN MOZOLESİ
Halk tarafından “Dar al-Makhzen” ismiyle anılan Kraliyet Sarayı, Beşinci Muhammed’in isteği üzerine eski sarayın yerine inşa edilmiş. Fransız ve Arap mimari stillerinin görkemli ortaklığıyla inşa edilen saray, Fas hükümdarlarının resmi konutu olma özelliğini taşıyor. Zaman zaman halka açık törenlerin düzenlendiği tesis, geniş bir alan üzerine kurulu. Tesisin bünyesinde bulunan binaları gezmek yasak ama dışarıdan fotoğraf çekmek serbest. Rabat geziniz sırasında mutlaka görmeniz gereken ihtişamlı bir yapı.
KASBAH DES OUDAIAS
1150 yılında inşa edilen bir yer Kasbah des Oudaias, Sale olarak da bilinen Rabat bölgesinin tam karşısında yer alıyor. Bou Regreg Nehri’nin Atlas Okyanusu’na döküldüğü yere bakan mavi ve beyaz badanalı evlerin, labirent sokakların bol olduğu bir yer burası.
Kasbah, Kuzey Afrika şehirlerinde Arap nüfusun yaşadığı mahallelere verilen isim. Mavi-beyaz badanalı evlerin ilgi çekici görüntüsü, estetik ve ilginç kapı tercihleriyle birleşiyor. Kasbah’ın daracık sokaklarında yürüyüş yapmak inanılmaz keyifli. Kasbah geziniz sırasında karşınıza çıkacak olan cami ve saray, 12. yüzyılda Muhavvidler tarafından inşa edilmiş. Kasbah’ın yakınındaki pazardan alışveriş yapmak isterseniz esnafın pazarlık yapmayı çok sevdiğini, pazarlık yaparak çok daha uygun fiyatlar alabileceğinizi unutmayın. Görevimiz Tehlike filminin Fas çekimlerinin bazı bölümlerinin de çekildiği bölgede labirent sokak aralarında ister okyanusa bakan cafelerde kahve içebilir, manzaranın tadını çıkarbilir, ister mavi badanalı sokaklarda dolaşarak hatıra fotoğrafları çekilebilirsiniz.
SALECAMİİ
Sale Camii, Casablanca’da II.Hasan Camii ile çok benzerlik taşıyor. En azından okyanus kenarında olması ve benzeyen yapısı anlamında ilk görüşte aa II.Hasan denilebilecek bir camii. Ama değil tabi. Mimarisinde Muvahhidler’e ve Murabıtlar’a özgü üslupların başarıyla sentezlendiği Salé Büyük Camii, ilk olarak Temim İbn Ziri’nin emri doğrultusunda 1028-1029 yılları arasında inşa edilmiş.
RUE DE CONSULS
Rabat’ın otantik pazarı burası, şehrin Medina’sı. Halı kilimden, otantik çantalara, hediyelik eşyadan, yöresel lezzetlere bir çok deneyimi burada yaşayabilirsiniz. Rue des Consuls, şehrin en önemli alışveriş noktası. Burada bir şeyler almayı düşünüyorsanız pazarlık payınızın %50 olduğunu unutmayın aman.
ANDALUSİAN BAHÇELERİ
Kentin Fransız egemenliğinde olduğu dönemde kurulmuş olan Andalusian Bahçeleri, Kasbah’ın ara sokaklarında karşılaşacağınız sürprizlerden biri. Özellikle sıcak yaz aylarında dinlenip soluklanmak için ziyaret edebileceğiniz bu güzel bahçe kompleksi insana huzur veriyor. Bahçenin hemen yan tarafında bulunan çay ocağı yerel halkla iç içe keyifli vakit geçirebileceğiniz, Rabat’ın en ünlü nane çayını içebileceğiniz sevimli bir mekan.
RABAT KALESİ VE SALE ANTİK KENTİ
Sale antik şehri, Rabat ile yan yana. Antik dönemde Fenikeliler tarafından inşa edilen görkemli şehir, Rabat’a gitmeniz için başlı başına bir sebep. Ziyaretçilerin yoğun ilgi gösterdiği Sale’de atacağınız her adım, tarihin içinde kısa bir yolculuk yapmanızı sağlıyor. Oldukça iyi korunan kale duvarları ve surlar muhteşem görünüyor. Zamanında kültürün ve dinin başkenti olan şehir mimarisiyle görenleri hayrete düşürüyor. Kadim kent Sale hem ruhunuza hem de gözünüze hitap eden bir yer.
                    Rabat Eski Şehir                     plaza mausoleo                    Rabat Kasbah